Hikayeler

Bu bölümüzde gercek hayatta yasanmış , ruyalarda yasanmıs , yahut buyuklerimizden dinledigimiz , aşk sevgi siyasi islami  ögretici hikayeleri bulabilirsiniz ve yorum yapabilirsiniz. Ayrıca bu konular icinde ve dısında sizinde paylasmak istediginiz hikayeler varsa bunlarıda paylasabilirsiniz.

Eski Mektuplar

Yürüdüğüm bu ıssız yerde nisan güneşi yolumu aydınlatıyordu.Karanlık,derin sevgilerin tükenmez enerjisiyle sana geliyordum.Gevşek,renksiz görünüşüm belkide seni hayal kırıklığına uğratacak ama bu güne dek yazılan mektuplar bu gevşeklik ve renksizliği bir anda siliverecektir o sevdalı gözlerinden.
Ben hergün: senden bana gelecek mektubunu;iç gıdıklayıcı bir heyecanla bekliyordum.

Posta kutum,pembe çiçek açmış ihtiyar gülün kokusuna kapılmış,gelen mektupları sıcak bir nefes gibi sarıyor,sarmalıyordu.Yine o güzel günlerden biri;tüm içeriğiyle,yalnızlığımı erdeleyen bir mektup.Tüm işimi gücümü bırakıp kendimi unuturcasına, mektubu incitmeden açıp tüm gülücüklerimi veriyordum özlem duyduğum görünmez aşkıma.Ben yazıyordum;aradan günler geçiyor ondan mektup gelmiyordu;ben yazıyordum,mektuplarım okunmuyordu;ben yazıyordum ve günler geçiyordu yazdıklarımdan cevap almayalı.Hiç umudumu kaybetmeden son bir mektup yazdım vefasıza;”Neden yazmıyorsun?unutuldukmu yoksa.hadi yaz artık bekliyorum.”cümleleriyle sızışan.
VE bir kaç gün sonra üstü tozlarla kaplı bir mektup geldi,belliydiki geciken bir mektuptu.Tarihine baktım bundan on beş gün öncesine aitti.Bu defa zarfı parçalarcasına açtım.içinde sadece ”Taşındım,ne olur artık yazma” diye not vardı.ondan gelmişti.oturup ağladım;usulca olanlara yandım ve hiç kaybetmediğim ümidim bu sefer mağlup olmuştu.Bu mağlubiyetten üçgün sonra memurluk sınavı sonuçları geldi.Kazanmıştım.Ama inanırmısınız sevineceğim yerde üzülmüştüm ;çünkü ben onun mektubunu bekliyordum.Biraz buruk biraz sevinçle yeni görevime HATAY daki ANTAKYA PTT binasında başladım.İşimi çok iyi yapıyordum ve bu yüzden on yıllık çalışmanın ardından PTT genel müdürü oldum.O günlerde evli olmaMA ve iki çocuğumun olduğuna seviniyordum.HEM artık o mektuplarıda beklemiyordum;çünkü onun yazdığı mektupları aratmayacak güzellikte konuşan bir kocam vardı.
Fakat birgün kocam salonda yalnız oturmuşken ben gelmiştim ve o beni görmemişti.Elinde on taneye yakın mektup vardı.Kocam ilk başta bu mektupları benden saklamaya çalıştı ama daha sonra onları bana gösterdi.Üstünde benim el yazımla yazılmış adres satırları vardı.Tam on iki mektup.Hemen bir mektubu açtım ve mektupta şunlar yazılıydı;”Neden yazmıyorsun?Unutuldukmu yoksa.Hadi yaz artık bekliyorum.”
Önce gözyaşlarım dökülmeye başladı yanaklarımdan.Kocam kendisinin beni aldattığının hissine kapıldığımı zannetti ve şunları söyledi;
-Bu mektupları yaklaşık on iki yıl önce bana Konya’dan isimsiz biri yazıyordu.Aslında yetmişe yakın bu mektuplardan vardı ama bunlar son gönderdikleri.Onları alıp okumuştum fakat boş bir avuntu olduğunu düşündüğüm bu yazıntıdan vazgeçmiştim.Şimdi bunları saklamamın sebebi sadece güzel hatıraları olmasıdır.
Bu konuşmanın ardından eşime sarıldım ve hızla odama koştum ALTMIŞ A YAKIN mektup getirdim.Kocam birini açıp okudu.O DA ağladı benim gibi.Çünkü yıllar önce bu mektuplar birbirini hiç tanımayan ama şimdi kaderin buluşturduğu bir yerde evlenen ,farklı yerlerden gelen iki kişinin mektuplarıydı.BENİM VE KOCAMIN.Bana güzel günler yaşatan kocam,meğerse evlenmeden önce benimle Konya’dan Bursa’ya mektuplaşan eşimmişte on yıldır bu şeyi farkedememiştim.Şimdi bir kaç mektubun ,kaderi çizdiği bu yolda sevgimiz bir kat daha arttı kalplerimizde….

Yazar : Ahmet Yonca
Tarih : 31.05.2006

 
 
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..

 Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda..Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..

 ”Anladım” der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.

 Dahası..Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..

 Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar.Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde,bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan: “Tabii” dedi.. “Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız..”

 ”Mutluluk işte bu olmalı” diye düşündü delikanlı. “Mutluluk işte bu..” Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı..O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken ki, o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya, o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu..

 Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. “Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana’da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak..”

 Hayır, aramayacaktı..Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi..

 Sabah erkenden Adana’ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolej’de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..

 Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki..Kız “Keşke orada olsaydın” demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..

 Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. “Bu sana” diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan, kız, dizeleri okurken..

“Ne hasta beklerdi sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!..”

 Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej’in önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı..Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. “Sana bir şeyler söylemek istiyorum” dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli..

 ”Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.”

 ”O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni” dedi delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..

 Yıllarca sonra Levent’in söyleyeceği şarkıdaki Sezen’in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, seytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.

 Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir aslında.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..

 Bekleyiş sürüyor, sürüyordu..Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. “Günlerdir seni arıyorum” dedi kız.

 ”Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..”

 ”Yaa” dedi delikanlı.. “Yaa” dedi sadece..Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı..

 ”Yaaa!..”

 Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. “Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün” dedi.. “Bu da ikinci ve son dörtlüğü onun..”

 Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız dizelere bakarken..

“Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!..”

 Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hâlâ düşünüyor..O uzun, çok uzun bekleyiş aşkını öldürmüş müydü, acaba?.

 Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini yaşatmak için mi, yaşayanı silmişti yani?.. Yokluğunda bulmak bu mu demek oluyordu?..

 Ya da.. Ya da..

 Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hâlâ bilmiyor..Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı bendim!..

Hıncal Uluç

Daha fazlası icin ;

Tiklayiniz